ANA SAYFA HAKKIMDA TARİF DEFTERİ MUTFAK ÖLÇÜ TABLOSU İLETİŞİM

HAKKIMDA

DSC_0534Yemek yapmayı çok iyi bilen biri olarak başlamadım  bu serüvene.

Tam aksine, mutfağa girmekten korkan, yapacağı en basit yemeği bile kafasında büyüttükçe büyüten, evlendiği günden blogu açtığı güne kadar mutfakta türlü hüsranlar yaşayan biri olarak, ‘’ Farklı bir boyuttan yaklaşırsam,belki başarabilirim.’’ düşüncesiyle attım ilk adımı.

Evlendiğim zaman sade ve sadece 16 yaşında bir çocuktum.

O kadar tecrübesiz,bir o kadar da bilgisiz.

Annem çok titiz  olduğundan, kolay kolay  cesaret edip mutfağa girip,bir şeyler denemek gibi bir çılgınlığa kalkışmazdım.

Ancak anneannemin yanında kaldığım zaman, ufak tefek girişimlerim olur,bunlar da genelde hüsranla sonuçlanıp, mahallenin çöp kovasında son bulurdu.

İlk yemek pişirme çabam  dün gibi hatırımdadır.

İlkokul 5. Sınıftayım ve  ikisinin de isimleri Zehra olan arkadaşlarımı öğle yemeğine davet ediyorum.

Eve gelince bir de bakıyorum annemler evde yoklar.

Annemin dedesi vefat ettiği için acilen çıkmışlar.

Dolapta kahvaltılıklar olsa da, ben hazır annem de evde yokken bir şeyler denemek istiyorum ve üçümüzün de çok sevdiği patates kızartmasında karar kılıyorum.

Hemen patatesler soyulup dilimleniyor,tava ocağa alınıp,üzerine yağ dolduruluyor ve  sulu mu sulu patatesler içerisine atılıyor.

Aman Allah’ım o da ne?

Tavadan etrafa saçılan yağlar, o çatırtılar,sesler!

Sanki  kabus!

Bir anda evi yakıyorum sanıp,tavayı ocaktan aldığım gibi çeşmenin altına atıyorum.

Ben bu işlemi yaparken, ablası olan Zehra oldukça şaşkın bir ses tonuyla;

‘Ablam pişirirken de çıkardı böyle sesler.’diyor ama…

Ben öyle korkmuşum ki, duymuyorum,daha doğrusu duymazdan geliyorum.

Değil yemek yemek,can havliyle  ocağı ,tezgahı, ortalığı toparlayıp, kendimizi okula zor atıyoruz.

Ben her ne kadar, iyice temizlediğimi düşünsem de, annem duvara, halıya sıçrayan yağları ve daha fazlasını görüp, beni bir güzel paylıyor.

O gün yaşadıklarım beynimde öyle yer etmiş ki, o günden sonra mutfağa girmek,benim için korkulu bir rüya oluyor.

Mümkün mertebe elimi sürmemeye özen gösteriyorum.

Zaten annem de, müsaade etmiyor.

Sonrasında 4 yıllık yurt hayatının ardından, kendimi evlenmiş bulunca, her ne kadar, yapamadıklarımdan ötürü bana kızacak bir anne olmasa da yanıbaşımda, hep korkarak, hep beceremeyeceğim diye adım attım mutfağa.

Hayattaki en büyük şansım olan eşimse, hiç dert etmedi.

İlk günler nedereyse 3 öğün içtiğimiz hazır çorbalardan,yemeklerden rahatsız olup, artık doğru düzgün bir şeyler istiyorum demedi.

Aradan zaman geçip,ben evimi mutfağımı benimsemeye başladıkça, boş durmadım elbet.

Mümkün mertebe farklı şeyler denemeye çalıştım.

Ama çoğu kez beceremeyip, ağladım..

Tekrar denedim,yine olmadı,pes ettim.

Yine ağladım.

Sonra  hiçbirşey  olmamış gibi yeniden heveslendim.

Zaman geçtikçe,çorba,yemek olayını kıvırsam da, pasta ve kurabiyeden çektiğim kadar hiçbir şeyden çekmedim.

Pastalarım,irmik helvası,kurabiyelerim dümdüz bir un yığınına dönüştü çoğu zaman.

Ben büyüdükçe, komşularımın yaptıklarını görüp, onlardan yardım dilendikçe yavaş yavaş, bir şeyler yapabilmeye başladım.

Ama dedim ya, her denediğim ve başarısız olduğum pasta tarifiyle, bu türle arama mesafeler koydum.

Bü yüzdendi,misafir gelmek isteyenleri yemeğe almak istemelerim.

En azından,çorba,yemek ve çoğu zaman eşimin yaptığı pilavla daha düzgün bir menü oluşturmak daha kolaydı.

Zaman geçti, ben baya büyüdüm.:)

Yavaş yavaş yemek olayını becermeye başlamışken,bu defa oğlum dünyaya geldi.

Onun bakımı, şuyu buyu derken,elimi eteğimi çektim yine mutfaktan.

Aradan yine zaman geçti,oğlumla birlikte büyümeye devam ettim ben de.:)

O okula başlayınca, ben de klasik bir ev hanımı olarak,arkadaş toplantılarında buldum kendimi.:)

Ve  çeşit çeşit tariflerle donatılmış sofralarda..

Hepsi de yaşıtım olan arkadaşlarımın biri diğerinden maharetli  hallerini gördükçe,içimde  ben de yapayım gibi bir istek oluşmadı aslında.:)

Onlar hararetli bir şekilde,birbirilerinden tarifler alıp verirken bile, hiç oralı olmadım.

Ta ki onları ağırlama sırası bana gelene kadar.

O gün her şeyi önceden hazır ettim.

Yengemin içli köfte ustası komşusuna içli köfte,annem dediğim canım Zeynep teyzeme,kek,tahinli çörek,iki çeşit börek, 5.katta oturan Huriye ablaya da elmalı kurabiye yaptırdığım gün,benim blog açmaya karar verdiğim ‘’o gün’’ oldu.

Tarihlere geçesi o gün,  sadece patates salatasını benim yaptığım sofrada arkadaşlarımla olan diyologlarımızdan sonra, ‘’Ben bu kadar beceriksiz miyim?’’ diye sordum kendime;

‘’Evet’’ dedim,’’Aynen öylesin’’

Bir sonraki günde her şeyi kendim yapmaya and içtim!

Ve netten tarifler araştırırken, siteler dikkatimi çekti.

Eğer ben de bu şekilde paylaşırsam, bana keyif vereceğini düşündüm.

Okumak kadar yazmayı da seviyordum.

Hem yazmak için de bir fırsat doğacaktı böylece..

Hemen durumu eşime açtım, sağolsun  hemen harekete geçti,bir öğrencisinin yardımıyla bir site açtık.

Nasıl heyecanlı,nasıl da mutluydum.

Kaldı ki o günlerde, sevgili arkadaşlarım ,eşim ve benden başka kimsenin okuduğu, google de aradığın zaman benim gariban sitenin çıktığı bile yoktu.:)

Fakat öylesine hoşuma gitmişti ki yazmak, bana terapi gibi  olmuştu.

Derken zaman geçti,baktık ki orada olmuyor blogcuya taşındım,derken blogspot.

Ne olduysa ondan sonra oldu..

Kocaman bir dünya olan blogspota adım attığım zaman, çok güzel gönüller, çok güzel insanlar karşıladı beni.

Onlar kucak açtı,yardım ettiler..

Sonra yorumlar,geldi,sonra izleyenlerim oldu..

Ben daha çok mutlu oldum sonra..

Denedikçe öğrendim,öğrendikçe paylaştım.

Sevdikçe,sevilip,sevildikçe sevdim..

Bir zamanlar ,15-20 kişi beni okudu diye sevinçten havalara uçarken,şimdilerde binlerce misafir ağırlar oldum.

Yüzlerce dost edindim..

Şimdi böylesine bir muhabbetin ortasına düşürdüğü için Rabbime bolca şükretmekteyim.

Yolumuza çıkan her engel,her olumsuzluk , daha iyi şeylerin yaşanması için birer sebepmiş aslında..

Hayatta en güzel şey, gözünün görmediği yerlere ulaşabilmek,gönül bağı kurabilmekmiş meğer..

Dün ve bugün yanımda olan,umuyorum ki,yarınlarda da yanımda olacak olan tüm gönül dostlarıma sonsuz şükranlarımı sunuyorum.

Sizleri çok ama çok seviyorum…