ANA SAYFA HAKKIMDA TARİF DEFTERİ MUTFAK ÖLÇÜ TABLOSU İLETİŞİM
SOĞANLI,CEVİZLİ POĞAÇA VE PEYNİRLİ PİDE

SOĞANLI,CEVİZLİ POĞAÇA VE PEYNİRLİ PİDE

LoadingBookmark

Sevgili  arkadaşımda  yediğim  zaman,ben  bu  tarifi  daha  önce  nasıl oldu  da  tatmadım diye  hayıflandığım nefis  ötesi  poğaça  tarifini  mutlaka  deneyin derim. 🙂
SOĞANLI,CEVİZLİ POĞAÇA:

malzemeler:

  • 2 su bardağı ılık süt
  • 1 çay bardağı sıvıyağ
  • yarım fincan şeker
  • 1 paket yaşmaya,tuz
  • 1 çay bardağı iri dövülmüş ceviz,bir adet soğan
  • un
  • 1 yumurta sarısı ( üzerine )

Hazırlanması:

  1. Mayayı karıştırma kabına alıp,üzerine ılık sütü ekliyoruz.Mayayı eritip şekeri de ilave ederek 10 dk. mayalanmasını bekliyoruz.
  2. Sıvıyağı da ekleyip,yavaş yavaş un ilave ediyoruz.Tuzunu koymayı asla unutmayıp 🙂 hamur elimize yapışmayana kadar yoğuruyoruz.
  3. Hamuru yoğurup dinlenmeye bıraktıktan sonra,tavaya 3 çorba kaşığı sıvıyağ alıp,yemeklik doğradığımız soğanı ekliyoruz.Tuz ilave ederek soğanı soteliyoruz.Yumuşayan soğana,iri dövülmüş cevizleri ve pulbiberi ekleyip soğumaya bırakıyoruz.
  4. Soğuyan soğanlı karışımı kabaran hamura ekleyip,karıştırdıktan sonra,cevizden büyük parçalar kopartıp yuvarlayarak tepsiye diziyoruz.Üzerine yumurta sarısı sürüp,üzeri kızarana kadar pişiriyoruz.
  5. Eğer dilerseniz,hamurdan minik parçalar ayırıp,soğanlı karışımı ortasına koyup rulo yapabilirsiniz..Bu şekilde görüntüsünün daha şık olmasını sağlayabilirsiniz.:) Ancak daha pratik olduğundan ilk resimdeki şekli yapmanız tavsiyemdir.
SADECE RIZA-İ İLAHİ İÇİN …….
Ah ne güzeldi  yaşadıklarımız günlerdir..
Kardeşliğin,muhabbetin,karşılıksız yapılan iyiliklerin ve huzurun tam da ortasında, şu dünyada ne kadar hoş duygu varsa hepsinin harmanlandığı tatlı bir esinti gibi geldi geçiverdi on günlük kermesimiz…
Aylar öncesinden başlamıştı hazırlıklar…
Yumurtalar toplanıp,makarnalar kesilmiş,reçeller yapılıp baklavalar açılmıştı…
Taaa o zamandan, tatlı bir heyecanla, herkes elinden geleni ardına koymayıp sarılmıştı  gücünün yettiği işlere..
Öyle iş ki, hiçbir menfaat gözetmeksizin,ucunda rıza-i ilahi olan, her geçen gün maddeleşen Dünya’da,mananın derinliklerine inmeye vesile,ruhlarımıza bir arınma,durulanma fırsatı tanıyan,’’ben’’liğimizi bir kenara bırakıp ‘’biz’’olmanın kıvancını doyasıya yaşatan,şu kısacık dünyada, ‘’çok önemli ! ‘’ saydığımız,kendimizi ve vaktimizi harap ettiğimiz bir çok işten daha öte,pek hayırlı,pek güzel bir iş…
Veren el olmanın üstünlüğünde çoğumuz hemfikir olsak da,çoğu kez  beşer olmanın verdiği, bencillik duygusuyla vermeye pek yanaşmayız ya..
Gereğinden fazlaca benimseriz,malı,mülkü,parayı..
Kendimiz için hiç düşünmeden yüzlerce lirayı gözümüzü kırpmadan harcarken,muhtaç birisi için,onun % 1’ini bile gözden çıkartmak zor gelir nefsimize…
Öylesine yerleştirmişizdir dünya ve dünyalıklara duyduğumuz sevgiyi içimize…
Zor gelir,paylaşmak,vermek..
Hani bir de,bahanemiz vardır:
–         Şu kadar malım olsa,ben de veririm elbet.’’ Der,o kadarına sahip olunca da,ölçüyü yukarılara çekeriz
Hiç yetmez,biz yetirmeyi bilmedikçe kazandıklarımız..Lüx sınırı olmayan Dünya’da,her neye sahip olursak olalım,elbet daha iyileri de mevcut olacağından,isteklerimize kavuşamamış,hırslarımıza esir olmuş bir vaziyette,şu Dünya evinden ayrılmaktır payımıza düşen..
Belki de, insanlara olan güvensizliktir yardımlaşmayı,iyiliği unutmaya yüz tutmamızın sebebi..
Her ne kadar atalarımız:
-İyilik yap,at denize,balık bilmese Halık bilir.’’deseler de,biz ille de balıktan da medet umar,karşılığında hiç olmasa minnet duygusu oluşsun isteriz…
Ta ki,canıyla,malıyla,gönlüyle sadece Halık bilsin diye,sadece O’nun rızasını kazanmak uğruna,gecesini gündüzüne katan güzel yürekleri görene kadar…
Öyle bir güzellik ki,kimin ne yaptığının,ne verip, ne aldığının gözlenmediği, yüzlerce canın tek yürek olup,tek amaca hizmet ettiği nadide insanlar topluluğu..
Gönlü güzel,vatanını,milletini,dinini ve Rabbini seven herkesin görmeyi hayal ettiği,sanki Cennet’in provası gibicesine  maddi ve manevi güzelliklerin toplandığı o muhteşem etkinlik…
Evlerimize bile gelmek istemeyip,sabahın aydınlığından,gecenin en koyusu olana kadar,küçüğünden büyüğüne,kadınıyla,erkeğiyle herkesin bir işin ucundan tutma,bir hayır işleme telaşında olduğu,adına kermes dediğimiz fakat barındırdığı mana çok ama çok özel olan,en hayırlı meşgale..
Çekim için gazetecilerin ;
-Bu yaptıklarınız karşılığında ne kadar ücret alıyorsunuz ?
– Burada beklemenizdeki amaç ne ?
Gibisinden sorulara,herkesin verdiği ortak yanıt açıklıyor her şeyi..
Allah rızası için..
Çorbada tuzumuz bulunsun hesabı…
-‘’Yapmayın yaa:’’ Diyor gazeteci ağabeymiz Ahmet Kutlu..
Şaşırıyor…
Şu zamanda,durduk yerde,kimse kimse için,tabiri caizse,parmağını bile oynatmazken,yüzlerce insan hiçbir karşılık beklemeksizin gecesiyle gündüzüyle,Rablerinin verdiği ve vereceği nimetlere şükür mesabesindeki  hizmetin peşinde..
Ve çok hoşnut kalıp,köşesine ve gazetesine taşıyor gördüklerini…
Birbirinden güzel cümlelerinin altına ekliyor:
-‘’Gönül ister ki; ülkemin bütün güzel insanları; ırkına,dinine,diline,rengine bakmadan birlik beraberlik sergileyerek,bu örnekte görüldüğü üzere çalışsak,çok değil 10 yılda Japonya’yı geçeriz..’’

 

Gönül istiyor evet…
Ruhları huzur,hoşgörü,sevgi ve muhabbetle yoğrulmuş, mutlu, gelecekten umutlu,inançları sağlam,düşünceleri tertemiz insanlarla dolsun Dünya istiyor gönül….
Japonya’yı geçmek değil maksat, maksat insana yaraşanı yapmak,yaratılış gayemizin gereğini yerine getirmek..
Her şey teknoloji değil malum….
İsrail’in yaptıklarını bilmeyenimiz yok…
Para ,ilim ve güç, maneviyat iklimiyle buluşmadan,vicdanlara uğramadan insanı harekete geçirdiği zaman,çok can yakıp,çok ocaklar söndürebiliyor…
Biz bu dünyaya mal biriktirip,topumuzla,tanklarımızla,gökdelenlerimizle,gayri safi milli hasılamızla diğer insanlara hava basmak için gönderilmedik ki…
Hele hele,yaptıklarımızla başka insanları ağlatmak,acı çektirmek için hiç gönderilmedik…
Hz. Allah’ı tanıyıp, O’nun emirlerine uymak suretiyle,iyi birer kul olmak,O’nun aşkıyla kainatı sevmek için geldik…
Ve yine O’na gideceğiz…
İşte bu yüzden,inançları sağlam,doğru,dürüst,güvenilir,çalışkan,gayesi sadece kendi huzuru ve mutluluğu değil,toplumun ferahı olan nesiller yetiştirmek ,iki cihanda da  huzurlu,mesut olabilmek için,nerede rıza-i ilahi için çabalayan  muhabbet fedaileri görürsek,karşılığını Halık’tan alacağımız iyilikleri yapmaktan geri durmayalım…
Malımız yoksa,elimizle kolumuzla,vaktimiz yoksa da,onların gayretlerini takdirle bir iyilik de biz yapmış olalım….

Eski yemek kitaplarının arasında bulup,herhangi bir pazar kahvaltısı için hazırladığım peynirli pide..:)
Aynı hamurla,sosisli,kıymalı veya patateslisini de hazırlayabilirsiniz..
Damak tadınıza uygun dilediğiniz içi hazırlayabileceğiniz bu lezzeti çay sofralarınızda güvenle misafirlerinize sunabilirsiniz..

Peynirli  Pide  Tarifi

 Malzemeler:

  • 10 çorba kaşığı un
  • 1 yumurta,sarısı üzerine
  • 3 çay kaşığı kabartma tozu
  • 1 tutam tuz
  • 125 gr. tereyağ
  • 2 çorba kaşığı yoğurt
  • 250 gr. beyaz peynir,1 tutam maydonoz,pulbiber,kara biber

hazırlanması:

  1. Un,yumurtanın beyazı,tereyağ,yoğurt,yuz ve kabartma tozunu bir kap içerisine alıp karıştırıyoruz.
  2. Yumuşak bir hamur elde edene kadar yoğurup,üzerini nemli bezle örterek 10 dk. dinlendiriyoruz.
  3. Hamuru,yuvarlak fırın kabından 3-4 cm. daha geniş olacak şekilde açıp,yağladığımız fırın kabına yayıyoruz.
  4. Peynir,maydonoz,arzuya göre,pulbiber ve karabiberi karıştırıp,hamurun ortasına yayıp,hamurun kenarlarını malzemenin üzerine doğru kıvırarak kapatıyoruz.Yumurta sarısı sürüp,180 derece fırında üzeri kızarana kadar pişiriyoruz.
Afiyet,şifa olsun inş’Allah…
Gurbetten vuslata yol alan yüreklerden olabilmek duasıyla…
Sağlıklı,mutlu haftalar diliyorum….
 

53 yorum

Yorumunuzu yazın.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.